21/8/2007 ·



Fotoğraf makinesini merak ediyo...

Yorum (yok) Yorum yaz!

21/8/2007 · Kategori: fotograf

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/8/2007 · Kategori: fotograf

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/8/2007 · Kategori: fotograf


Afrika domatesleri bildiğimiz küçük domatesler boyutlarında ancak süs kabağını andıran bir kabukları var..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/8/2007 ·


Saroz Körfezi'nde İbrice'de dalış..Dalgıçlar su içinde mağaraya doğru yönelmişler...

Yorum (yok) Yorum yaz!

14/8/2007 · Kategori: inner

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/8/2007 · Kategori: hobi





VURGUN

(DEKOMPRESYON HASTALIĞI)


Dalış denince akla gelen tehlikeler arasındadır vurgun. Kimbilir belki de bu hastalık hakkında kulaktan dolma edinilen bilgiler, çoğu kimseyi sakat kalma ya da ölüm tehlikesi içerdiğini düşündürerek sualtı dünyasından uzaklaştırmıştır. Oysa ki kaza istatistiklerine bakıldığında bu sporun, günümüzde yüzme, hatta yelken sporundan daha az tehlikeli olduğu görülecektir. Özellikle vurgunun önlenmesinde çok önemli aşamalar kaydedilmiş, bu hastalık sadece güvenlik kurallarına uyulmadığında karşılaşılan bir "kaza" niteliğini kazanmıştır.


Nedenleri:


Vurgunun temel nedeni ortam basıncının değişmesidir. Sıvıların içindeki hidrostatik basınç derinlikle doğru orantılı olarak artar. Örneğin deniz suyu sözkonusu olduğunda, ortam basıncı her 10 metre derinlikte 1 Atmosfer (atm) artacaktır. Buna göre 30 metre derinlikteki ortam basıncı 4 atm olur. Havanın %79'u azot gazı olduğundan, 30 metreye indirilecek hava ile dolu ideal esnek bir balonun içindeki azot gazının kısmi basıncı da, karışımdaki yüzdesiyle orantılı olarak 4 x 0.79 = 3.16 ATM olacaktır.


Henry Kanununa göre gazların sıvı içinde çözünürlüğü kısmi basınçlarıyla doğru orantılıdır. Gazların kısmi basıncı arttıkça sıvı içindeki çözünürlükleri de artar. İçi zeytinyağı ve hava dolu olan elastik bir balon 30 metreye indirilip, gaz moleküllerinin zeytinyağın içine geçmesi için yeterince beklendiğinde, Henry Kanunu uyarınca 30 metre derinlikte zeytinyağında çözünen azot miktarı deniz seviyesindekinin 4 katına ulaşır. Balon aniden yüzeye çıkarıldığında azot gazının kısmi basıncı düşeceğinden, zeytinyağında çözünürlük sınırının üzerindeki azot gazı kabarcıklar oluşturur. Aynı olayı basınç altında CO2 gazı ile doyurulduktan sonra şişelenen gazozun kapağının aniden açıldığında köpürmesi sırasında da görürüz. Oluşan kabarcık miktarı basınç değişimine bağlı olduğu kadar sıvıya da bağlıdır. Yukarıdaki örnekte 30 metreye indirilen balonun içinde zeytinyağı yerine su olsaydı, basınç azalması farklı sayıda kabarcık oluşturacaktı. Ancak kabarcık oluşma dinamiği basit bir doğru orantı ile açıklanamadığından sayısal bir karşılaştırma yapmak mümkün değildir. Basınç azalması belirli bir değerin altında olduğunda, azot gazı kabarcık oluşturmadan doygunluk sınırının üzerinde (süpersatüre) bir çözelti oluşturur. Örneğin balon 30 metre yerine 3 metreye indirilseydi, çıkış sırasında hiç kabarcık oluşmayabilirdi. Kabarcıkların oluşmasını etkileyen bir diğer faktör de basınç azaltım (dekompresyon, decompression) hızıdır. Yukarıdaki örnekteki balonun 30 metreden çıkış hızı, azot moleküllerinin çözeltiden kaçabilmesi için yeterli süreyi bulabilecekleri kadar azaltıldığında oluşan kabarcık miktarı azalacaktır.


Azot (N2), Hidrojen (H2), Argon (Ar), Helyum (He) gibi gazlar vücut sıvılarıyla tepkimeye girmezler. Kısmi basınçları arttığında Henry Kanunu uyarınca vücut sıvılarında çözünürler. Gerek yüzeyden hava ikmalinin yapıldığı (Nargile) dalışlarda gerekse SCUBA (Self Contained Underwater Breathing Apparatus, Kendi Üzerinde Taşınan Sualtında Soluma Aygıtı) dalışlarında dalgıçlar ortam basıncında hava ya da yukarıda sayılan gazları içeren karışımı solur. Sportif amaçlı dalışlarda, ucuzluğu ve pratikliği nedeniyle tercih edilen solunum gazı havadır. Dalış sırasında dalınan derinliğe ve kalınan süreye bağlı olarak dokularda çözünen azot miktarı artar. Dalış sırasında dokularda çözünen azot miktarı belirli bir seviyeyi aşarsa, çıkışta bu azot vücuttan atılamadığından dokularda kabarcıklar oluşur. Bu olay bir gazoz şişesi açıldığında içinde çözülmüş durumda bulunan CO2 gazının basıncın aniden düşmesiyle birlikte kabarcıklar oluşturmasına benzer. Vücutta oluşan bu kabarcıkların neden olduğu sorunlar ise vurgun hastalığı olarak adlandırılır.


Basınç azalması gerektiği gibi yapılmadığında oluşan kabarcıklar vücudun her bölgesinde görülebilir. Hücre içinde oluşanlar hücreleri parçalar, hücre dışında olanlar dokuları sıkıştırır ve damar içinde olanlar da damarları tıkarlar. Damar içindeki bu kabarcıklar yabancı cisim olduklarından kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücre ve proteinler bunlara yapışarak pıhtılaşma reaksiyonu başlatırlar. Bir süre sonra gerçek bir pıhtı ve tıkaç oluşur. Azot tüm dokularda çözündüğü için bu kabarcıklar hemen her sisteme ait hasar oluşturabilirler. Hangi dokunun hücreleri zarar gördüyse veya nereye ait damar tıkandıysa o sisteme ait bozukluk ve belirtiler ortaya çıkar. Azot yağlarda sıvılara oranla 5 kat daha hızlı çözünür. Bu nedenle merkezi sinir sistemi gibi yağlı dokuların, örneğin beyin ve omuriliğin daha fazla nitrojen içermesi beklenir.


Ayrıca çözünen nitrojenin dokulara taşınabilmesi ve atılması da dolaşım hızının belirlediği zaman faktörüne bağlıdır. Örneğin her ikisi de yağlı doku olmasına rağmen, beyin toplardamar dolaşımı omurilik dolaşımından daha iyi olduğundan beyinden nitrojen daha hızlı atılabilir. Gerçekten de dekompresyon hastalığı omuriliği, özellikle de sırt bölgesini, daha sık tutar.


Yazan: S. Murat Egi   - www.burc.com


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

30/7/2007 · Kategori: inner

...içten bir kucaklaşma...




...bazen herşeye değer...


...teşekkürler...





Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

29/7/2007 ·

Yorum (yok) Yorum yaz!

14/7/2007 ·



Kurbağayı uçurmaya çalışıyoruz,

Kuşları da zıplatmaya...



2007 ÖSS'de başarılı olan öğrencilerimi kutluyorum...Çok çalışarak, ders çalışmayı severek ciddi başarılar elde eden öğrencilerim oldu...gözleri aydın olsun...

Ama unutmayalımki bu eğitim sisteminde başarılı olan ya da başarılı olmayan yok...ÖSS'de başarılı olamayan öğrenciler bilsinki bu sınav onların başarısını ölçen ya da ölçebilecek bir sınav değil...çok yetenekli ve başarılı öğrencilerimin bir kısmı sınavda iyi sonuçlar alamadılar...Ama her biri çok özel, farklı ve hepsinin kendine has başarıları, yetenekleri olan insanlar...dediğim gibi bu sınav onların başarılarını ölçmek bir yana onların başarılı yönlerini törpülemekten başka bir işe yaramıyor...

Tiyatro yeteneği gelişkin öğrenciye tiyatro hariç herşeyi soruyoruz, Yüzme dereceleri olan bir gence ders çalışacak diye yüzmeyi yasaklıyoruz, hayat dolu, enerjik çocukları dersanelere, evlerine hapsediyoruz...ÖSS ile başka ne yapıyoruz ki...altı üstü kim daha iyi ezberlemiş onu ölçüyoruz...soru tiplerini ve formülleri en iyi ezberleyene de "başarılı" diyoruz, ..öyleyse eğitim sistemimizin ortaçağda Kur'an hatmettiren eğitim sisteminden ne farkı var...Sadece başka şeyler hatmediyorlar...Örneğin 30 matematik sorusundan 20'sini 25'ini yapıyorlar ama matematikten hiç anlamıyorlar...
O yüzden  kazanamayanlar onlar değil biziz...insanlarımızı bu karanlığa mahkum ederek hiçbir şey kazanamayız..


Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »